Murat

Murat’in BLW Günlüğü Başlangıç

Murat 6. ayını Nisan 2015’te doldurdu. Doktorunun da onayı ile artık ek gıdaya başlama kararı aldık. Daha Murat doğmadan ek gıdaya geçiş ve bebeğin yemek yemeyi öğrenmesi konusunda araştırmalara, karıştırmalara başladığımdan, sebzeleri püre halinde hazırlanan çorbalarla Murat’ı sebzelerle tanıştırmak plan dahilinde değildi. BLW yöntemi ile tanıştım. Açılımı Baby-Led-Weaning (BLW). Yani bebeğin kendi beslenmesinde aktif rol oynaması olarak çevirebiliriz. Ebeveynlerin ellerinde kaşık karşılarına bebeklerini oturtup onları beslemesi yerine, bebeklerine sebze ve meyveleri buharda ya da suda haşlayarak hafif yumuşak şekilde sunmalarını öngören bir yöntem.

Murat doğduğu günden beri emzik/biberon almadı. Kendi sütümü bile veremedim biberonla. O güne kadar da ağzından başka bir besin girmedi, giremedi; tatmadı bile. BLW için lojistik ve altyapı çalışmalarımı çoktan hazırlamıştım.

Mama sandalyesi Göksel’in yeğeninden hediye geldi. Önlük Kushies’in önlük gömleklerinden aldım ancak ilk birkaç sefer kullandıktan sonra üstünde tutmama kararı aldı ve önlükler yerine yemek kıyafetleri yarattık. IKEA’da da var bu tip önlüklerden. İlgilenen olursa oradan da alabilir. Yere serilecek muşambayı pazardan, naylon masa örtülerinden 2’ye 2 kestirerek aldım. Tek eksiğimiz Murat’ın sebzelerle tanışma arzusu idi. Zira adam tiksinerek bakıyordu oldu olası yiyeceklere.

Ben kabak ile başladım. İlk gün kabakları parmak kadar doğrayıp 10 dakika buharda haşlayıp önüne koydum. Ama tecrübesizlik bendeki. Mutfakta oturttum çocuğu önüme, koydum kabakları, “Hadi evladım, ye!” dedim. Yüzüne bile bakmadı tabii. O ara diş çıkartma sürecinde olmasına ve diş etleri kaşındığı için eline her geçirdiğini, bazen de sadece elini kemirmesine rağmen, vıcık vıcık kabağı eline aldığı gibi suratını buruşturarak kabaklardan ellerini çekti, ve derhal! onu o sandalyeden almamı talep etti benden.

Üzüldüm ama ilk günün günahı olmaz dedim. Konuştuğum bütün tecrübeli anne arkadaşlarım da bu sürecin 2 haftayı bulabileceğini, moralimi bozmamamı ve Murat’a sebzeleri sunmaya devam etmemi tavsiye ettiler. Ben de yine haşladım kabakları ve attım çantaya. Murat’ı da kaptığım gibi sahilde yayılmaca günü yapmaya gittim. Çok çakal olduğumdan dolayı, Murat’a açık havada etrafta bir sürü uyaran varken kabakları teklif edip, yemesini sağlama planları yaptım. Büyük planım anında suya düştü tabii ki.

Eve döndüğümde bu sefer Göksel’le akşam yemeğimize Murat’ı da dahil etmeye karar verdik. Adamı adam yerine koymazsak, o da bizi ciddiye almazdı . Ben 3’ümüzün de yemeğini hazırladım. Hep beraber akşam yemeği sofrasına oturduk. Onun önüne kabakları koydum. Önce tabağı tepsisine boşaltıp tabağı kemirmeye karar verdi. Klasik diş eti kaşıma seansı bittiğinde tepsideki kabaklara ilgisi yöneldi. Onlara bakarken surat yine  ekşidi. Sonra ben önündeki kabak dilimlerinden bir tanesini alıp yemeye başladım. Daha ikinci ya da üçüncü ısırığımda Murat da eline bir kabak dilimi aldı ve merakına yenik düşerek ağzına götürdü. Yaşasın!

Hem çok merak ediyor, hem bir tuhaf geliyor eline verdiği his. O el ağıza yaklaşıp uzaklaştı, gitti geldi kaç defa.

Ama bana baktıkça meraktan ağzı ile mesafe daha da kısaldı. Sonunda da ağzına götürdü. Baktı ki korktuğu gibi değil, “a ah hem de hiç değil, ay bunun tadı fena değil galiba” dedi ve hemen hart diye köşesinden bir parça koparıverdi. Kopardığı gibi de öğürse de yuttu o köşeyi. Öğürmesi, boğulmamak için doğasının bir nevi koruma mekanizması diyebiliriz. Hayatında ilk defa katı bir şey yedi. Kendi kendine hayatta kalmayı öğrenmeye başladı Murat.

Bu ilk deneme tabii. Şimdi 3 gün boyunca Murat’a kabak sunacağım ve her hangi bir alerjik tepki verip vermeyeceğini kontrol edeceğim. Eğer bir sıkıntı olmazsa ikinci adım olarak havucu keşfe çıkacağız.

 

Murat’in BLW Günlüğü – 2. Yazı

Gönül isterdi ki, “Murat öyle yiyor böyle yiyor” cümlesiyle lafa gireyim. Ama maalesef bizim bw tecrübemiz sarp kayalar ve dikenli tellerle bezelidir:) Biz de oralarda geziniyoruz halen. “Bu işi yapacaksak doğru yapalım” gazı ile Kartal’daki ekolojik blw 02pazara gittik. Murat’ın sebzelerini (onun ki can da bizimki patlıcan herhalde) organik sertifikalı üreticilerden almaya karar verdik. Çünkü yememesinin sebebinin semt pazarından alınan sebzeler olmasıydı sanki. Murat için havuç, bal kabağı, kereviz, patates ve organik tam buğday unu aldım. Çocuğun ertesi gün kek yemeyeceğini biliyorum ama bir kaç tarif denemesi yapmak istediğim için unu almıştım.

Önceki yeşil kabak tecrübemizden gelen motivasyonumuzla havuca güvenim tamdı. Hem tatlı hem kabak kadar vıcık vıcık değil. Ben bunu Murat’a yediririm her türlü derken Murat’ın bu konu hakkındaki görüşleri farklıydı.

Pazar ve Pazartesi günleri çaresizce haşladığım bütün havuçlar yeri ya da benim midemi boyladı.

İlk zamanlar yemeyebilir, oynayabilir sabredin . Sizinle her öğün sofraya otursun ve sizinle yemek yesin.

Peki. Her öğün oturttuk Murat’ı masaya. Günlerden bir gün elini attı bir havuca ve ağzına götürmeye başladı. Ya kendiyle nasıl bir savaş veriyor çocuk, inanılır gibi değil. Doğası gereği bizi taklit etmek istiyor, dolayısıyla o havucu ağzına götürüp bizim yaptığımız gibi yapma eğilimi onu yönlendiriyor. Ama bir taraftan da bu elinde tuttuğu şey ne diş kaşıyacak kadar sert, ne de emecek kadar yumuşak. Sonunda cesaretini toplayıp ısırıyor ama inanılmaz mutsuz.

Bal kabağına geçtiğimizde durum biraz daha düzeldi. Yine tiksinerek ağzına götürüyor ama en azıdan her önüne koyduğumda, her öğünde bizimle beraber oturup yapılması gerekenin o önündeki yemeği yemek olduğunu anladı. Bundan hoşlanmıyordu ama yine de keşfetme dürtüsüne karşı koyamıyordu. Ben ağzına sokuşturmuyorum; kendi yemeğimi yiyorum, bazen de ziyan olmasın diye ona haşladıklarımı yiyorum. Beni gören Murat da ağzına götürüveriyor bal kabağını.

blw 02-2Dün ve bugün kabakları biraz daha sert haşladım. Murat diş kaşıyıcı olarak kullanmaya çalıştı. Sert bir şekilde ısırdı ve büyük parçalar kopardı. Hemen müdahale etmedim. Görüyorum oysa ki, çiğneyip yutması mümkün değil. Murat’ın kendi kendine lokmayla vereceği mücadeleyi merak ettim açıkçası. Çok kısa sürdü, hiç heyecanlı değildi, hemen çıkarttı. Demek ki bebek de olsa, hayatta kalma içgüdüleri çok kuvvetli. Demek ki tıkanmadan halledemeyeceği bir durumla karşılaştığında olması gerekeni hemen yapabiliyor; yapamadığında ise yardım isteyebiliyor.

Sonuç olarak, bu çocuk şu ana kadar bir kaç sebze tattı. Ama sadece tattı. Bu seviyede yemek yiyen bebekler de var; ne yapalım, özenmiyorum. Murat yemek konusunda hep kendi çizgisinden çıkmayan bir bebek oldu. Benim değil onun yönlendirmeleriyle devam ediyoruz.

 

Murat’ın BLW Günlüğü – 3. Yazı

Göksel’in 4 gün sonra doğum günü vardı ve yakın arkadaşlarımız Göksel’e aldıkları hediyeyi getirmek için bize uğradılar. Efsane bir ev hanımı olduğum için hemen buzluktaki böreklerimi indirdim attım fırına; bir de kek çırptım….. yazarken bile bir gülme geldi. Tabii ki pizza ısmarladık. Dolapta yapılmayı bekleyen enginarlarım vardı; yalan değil. Ama yapacak mecalim yoktu.

Pizzanın gelmesini beklerken Murat Göksel’in kucağındaydı. Biz de masa başında erik yiyorduk. Murat’ın bırakın yemesini, her hangi bir gıda maddesini eline alıp ağzına hevesle götüreceğine dair itimadım sıfır olduğundan, şaka olsun diye erikten koca bir parça kopardım ve “Al oğlum, ekşi, mis gibi erik” dedim ve Murat’a doğru uzatmamla elleriyle elimi yakalayıp eriği ağzına götürmesi bir oldu!

Ah şimdi bakın bakın; suratına bakın. Nasıl da buruşturup eriği atacak. Ah dur alamadı tadını, şimdi atacak yahu. Şimdi şimdi. Gökseeeel!!! Kemiriyor buuu!! Yaaaaa! Şuna bak! A kaptı eriği valla elimden! dememle elimdeki parçayı kapıp kemirip emmeye başladı.

Murat korkup bırakmasın eriği diye sessiz kalmaya çalışarak sevindik. Sonra baktık oralı değil, eriğe gömüldü; b iz de çığlık ata ata sevindik.

Zaten BLW böyle bir şey sevgili okuyucu, günü gelince yiyecekti, yedi” yazamayacağım. İnancımı kaybettiğim çok an oldu. Ama neyse ki Murat benim yüzümü kızarttı. Sağ ol oğlum, hep beni utandır böyle:)

Peki sonrasında ne yaptık? Ertesi günü de işi sağlama alalım dedik. Tekrar erik, tekrar sayı! Sonrasındaysa devamı geldi. Dedikleri doğruymuş; çocuğu yemek yerken anne baba yemeden doyarmış. Murat’ın ağzının yüzünün köfte olmuş suratını görünce tıka basa neşeyle keyifle doyuyorduk.

Halen yoğurda başlayamamanın sıkıntısı var. Sıvı yiyeceklerde ne yapacağız, hala bilemiyorum. Şimdi önümüzde daha ciddi bir macera var. Farklı dokulara geçmek. Serti yumuşaktan, ekşiyi tatlıdan daha çok sevdiği aşikar. Bakalım kahvaltı söz konusu oldu mu tepkisi ne olacak?

 

Murat’ın BLW Günlüğü – 4. Yazı

Oğlum hakkında daha fazla bilgiye sahibim ARTIK. Delirmiyorum, üzülmüyorum (tamam çok üzülmüyorum diyelim).

Murat hareketli, dikkat dağınıklığı olan, zibidi bir bebek. Yemek yemesi için sahip olması gereken sakinlik ve konsantrasyon onda mevcut değil. Bunu en çok da Murat’ın yaşıtlarında bebekleri olan arkadaşlarımla buluşmamda anladım. Diğer bebekler usulca kuzu gibi yemeklerini yerken, ki yemek dediğim harika bir kek yapmış arkadaşım, onu yiyorlardı; Murat bin defa oturup kalkıp eğilip doğrulup oyuncaklarını yere atıp dolandı tepemde. Asla oturup sakince keki eline alıp da ağzına götürmeyi istemedi.

Gündüz vakti onun için oyun, aksiyon zamanı. Bir yerlerden elini sokup kablo bulmak, onları kemirmek, çiçeklere saldırıp saksılarını devirmek filan varken kim oturup da yemek yer yahu?! Bazen kendini o kadar kaptırıyor ki, düşse bile, kafasını bir yerlere çarpsa bile, canı yansa bile ağlamadan aksiyona devam ediyor.

Açlıktan kendini öldürmeyeceğini düşünerek motive oluyorum amma velakin gece beslenmesini de henüz kesmiyorum. Normalde ek gıdaya başlamış bir bebeğin gece beslenmesini

8.- 9. aydan itibaren kesmesi beklenir ama bizde durum bu sebeplerden farklı. Çünkü gündüz beslenmeye vakit ayırmadığı için gece doyuruyor karnını. Öncelikli planım bu döngüyü değiştirmek.

Bunu da önümüzdeki Bodrum tatili dönüşü yapmayı planlıyorum. Zira şimdi yapacağım her değişiklik tatilde bozguna uğrayacaktır.

Murat’ın BLW Günlüğü – 5. Yazı

Özel bir gün değildi, yemekte özel bir şey yoktu. Taze fasulye yaptım; ben de severim nasıl olsa o yemeyince ben yerim demiştim. Oturduk masaya. Fasulyenin yanında kavun ve yabanmersini de koydum tabağa. Fasulyeleri yere atınca belki biraz kavun kemirir diye. Sıradan bir gündü. Sıradan bir yemekle masaya oturduk.

Elini attı, ağzına götürdü. HÜÜÜPPP! diye çekti çiğnedi. “A a! Değişik bir yaklaşım. Bu yeni” dedim içimden. Ama ikinci fasulyeye uzanmaz diyorum.

Uzandı. Hüüüppppp! Allah Allah… Bunu da yedi. Sevimli sevimli gülüyor çiğnerken.

Yedi yazıyorum ya buraya, gözlerim doluyor; bu günleri de gördük ! Sonra 1 kavun bir de yaban mersini attı üstüne.

Sıradan bir gündü, sıradan bir yemek vardı. Murat da son derece sıradan bir iş yapıyormuşçasına yemek yemeye başladı o gün.

Demek ki o gün Murat şu önüme koyduklarına bir şans vereyim dedi ve ciddi yaklaştı yeme fikrine. Akıl yürütemiyorum çünkü Murat’ın aklından geçenler hakkında ya da neyi ne zaman niye yaptığı konusunda halen pek bir fikrim yok.

O günden sonra artık böyle azar azar da olsa bir şeyler yiyen bir bebeğim oldu. Murat kendi kendine yemek yeme fikrine ısındı, bayıldı hatta. Halen çok bağımsız ve bu otonomluğu konusunda çok kararlı. Başkasının elinden yemek uzatıldığında “A ah! Sen ne yaptığını sanıyorsun acaba?” der gibi bakıyor anlam veremeyen bakışlarla. Biz de buna tamamen saygı duyuyoruz.

Bu BLW Gülüklerinin son yazısı değil. Bir de “ben yemeyen bebeğin annesi olarak bu 4 ayda ne öğrendim” yazısı yazacağım. Umarım bir yerlerde benim gibi ek gıda serüveninin başlarında olan sabırsız, hevesli bir annenin bebeğinin yemekleri yere atarken kalbine saplanan hançerlerin ağrısından biraz kurtulmasına yardımcı olur bu yazı dizisi.

Sakin olun, sunmaya devam edin ve bekleyin. Anne elinin tadını sevmeyen insanla tanışmadım hiç. Elbet onlar da bir gün yiyecekler. Hatta hayatta en çok sizin yemeklerinizi sevip yiyecekler. Onlara yemekle böyle güzel bir ilişki kurma şansını tanımak da bizim onlara karşı olan yükümlülüğümüz.

Yazıyı paylaşmak için;