Zeynep Ela

Zeynep Ela’nın Alerjiyle Yaşam Savaşı

Uzun bir süre çocuk isteğiyle yaşayıp,umudumuzu kestiğimiz anda hamile olduğum haberini almak bizi çok mutlu etmişti. İlk üç ay bebeğimizi kaybetme durumu söz konusu olduğundan bu süreci oldukça sıkıntılı geçirdik. Tam her şey yoluna girdi derken bir gece ansızın nefesim kesilip,kalp çarpıntısı yaşadım. Ne olduğuna anlam veremediğim bir kaygı gelip içine yerleşmiş ve hayattan zevk alma duygumu alıp götürmüştü. Fiziksel tüm muayenelerin normal çıkması sonucu sevk edildiğim psikiyatris tarafından teşhis konulmuştu: anksiyete bozukluğu. Hamileliğimin geri kalan altı ayı kabus gibi geçti. Ben tüm umudumu doğumdan sonra bu illetten kurtulacağım tezi üzerine kurdum. Bu şekilde zorlu bir gün sayma süreci sonrasında çıkan aksilikler nedeniyle sezeryanla kızımı kucağıma aldım.

15 Ekim 2014 de dünyaya gelen Zeynep Ela, sakin ve huzurlu bir bebekti. İlk kontrolünde doktor, Zeynep’in çok gazı olması nedeniyle dört çeşit bitkisel! gaz ilacı ismiyle bizi yolcu etti. İşte hamilelik boyunca edindiğim teorik bilgilerin pratiğe dönüşme zamanı gelmişti. Gaz damlalarının her ne kadar bitkisel olduğu iddia edilse de içinde koruyucu madde başta olmak üzere bebeklere zarar verecek birçok madde vardır. Bu nedenle doktorun tavsiye ettiği ilaçları hiç almadan eve döndük. Her emzirme sonrası dik pozisyonda ağız yoluyla gazını çıkartmaya dikkat ettim. Bunun yanı sıra hergün acı elma yağıyla karnına ve ayaklarına masaj yapıp, ılık suda banyo yaptırdım. Ama bir terslik vardı.

Zeynep uykuda sürekli kıvranıyor, uyanıkken de sürekli ağlıyordu. Artık uyutup beşiğine koyduğumda hemen uyanıyor ve uykusunu alamadığı içinde ağlıyordu. Gittiğim dört farklı doktorda ağlamaların normal olduğunu söylediler. Hatta bir tane doktor önlem olsun diye antibiyotik bile verdi. Neye önlem olacağı konusunda ise hiçbir fikri yoktu. Yine imdadıma kitaplar yetişti. Bazı besinlerin anne sütünden bebeğe geçerek onların daha çok rahatsız olmasına sebep olduğu bilgisi aklıma geldi. Bu şekilde süt ve süt ürünlerini beslenmemden çıkarttım. Ama Zeynep’in durumunda bir değişiklik olmadı. Gün geçtikçe ağlamaları artıyordu. Artık uyanık olduğu tüm süreyi ağlayarak geçiriyordu. Ağlamalar devam ettikçe beslenmemden çeşitli besinleri çıkartmam daha da hız alıyordu. Yetersiz beslenme, stres, uykusuzluk ve buna lohusa depresyonu da eklenince tüm gün 8 kere süt sağım sonucunda çıkan süt miktarı 60 milimi geçmez oldu. Zeynep de kilo kaybetmeye başlayınca doktorun tavsiyesi ve çevrenin baskısıyla bir hata daha yapıp mama takviyesine başladım. İşte mama verdiğimiz ilk gün aynı zamanda alerjiyle tanıştığımız gün oldu. Zeynep 60 ml mama içtikten on dakika sonra önce kızarmaya daha sonra da tüm vücudu kabarmaya başladı. Adete vücudu kaynar su dökülmüş gibi su topladı. Bu manzara beni çok korkuttu. Hemen Zeynep’i hastahaneye götürdük ve bu şekilde süt ürünleri başta olmak üzere birçok gıdaya alerjisi olduğunu öğrenmiş olduk. Rapor hazırlanıp alerji maması alındı. Kan ve deri testi uygulandı. Fakat testlerde alerji çıkmadı. Alerjide testlerin yanıltıcı olduğunu ve asıl önemli olanın tepkiler olduğunu öğrenip yola bu şekilde devam ettik.

Zeynep 15 Nisan da altı ayını doldurdu. İlk altı ay anne sütü ve çok az miktarda da alerjik mama kullandı.dik pozisyonda oturmaya başladığı beş aydan itibaren mama sandalyesinde bizimle masaya oturuyordu. Bu şekilde bizi gözlemleyip,en azından ona yemek verdiğimiz zaman ne yapacağını deneyimliyordu. Ek gıda serüvenine ilk önce kabakla başladık. Yere silinebilir örtü serilip, kollu önlük giyildikten sonra masaya oturttum. Haşlayıp önüne koyduğum kabakla bir süre bakıştı. Sonra direkt avuçlayıp, mıncıkladı. Sonra dilinin ucuna değdirdi ve avucunda ki tüm kabağı yere attı. Bu şekilde ilk tadım gününü tamamlamış oldu. İkinci gün tekrar kabağı haşlanıp önüne koydum. Bu sefer bakışma ve mıncıklama süresi daha kısa sürdü. Hemen avuçlanan kabak ağza götürüldü. Bir miktar yutuldu; geri kalan yine yeri boyladı. Üçüncü gün kabak direkt ağza götürüldü ve biraz daha fazla miktar yendi.Sonrasında öğürmeye başladı. Öğürürken kabağı dilinin üzerinde görüyordum. Bu nedenle hiç müdehale etmeden bekledim. Öğürerek kabağı çıkartamayınca öksürmeye başladı. Bu yöntemde sonuçsuz kalınca en son kusarak kabağı çıkarttı. Sonraki öğürme seanslarını daha kolay atlayıp bu kadar sorun yaşamadı. Her ek gıda tadını sonrasında tüm vücudu kontrolden geçiriyordum. Herhangi bir kızarıklık veya kabarcık var mı diye kontrol ettim. Zeynep’in tepkisi bağırsaklarda olduğundan tepki vermesi bir haftayı bulduğundan, yeni besin tadımını 3 gün değil bir hafta yaptım. Bu şekilde kakayı da gözlemleyip herhangi bir mukus veya kan var mı diye kontrol edebiliyordum. Bu şekilde balkabağı, havuç ve enginar tadımını başarıyla tamamladı. Avokado denemesinde ise işler ters gitti ve kakada mukus oluştu. Bunun üzerine hemen avokado vermeyi bıraktım. Alerji listesine avokadoyu ekledim. Kakada ki mukus bitene kadar ek gıdaya ara verdim. Bağırsakları düzene girince yeni tadımlara devam ettim. Bu şekilde en risksiz olan gıdalarla yeni tadımlar yapmaya devam ettim. Tadımlar bittiğinde kuzu kıyması tadımı yaptırıp et ürünleriyle devam ettim. Kuzu kıyması tadımı başarıyla tamamlandıktan sonra yumurtasız köfteler soframızı şenlendirdi. Sekiz aylıktan sonra kahvaltı öğününün de eklenmesi sonucu işim biraz zorlaştı. Yumurta, süt ve süt ürünlerine karşı tepkisi çok yoğundu ve bu besinler olmadan kahvaltı hazırlamak yaratıcılık istiyordu. Bu noktada vegan siteleri imdadıma yetişti. Bu sitelerden yumurta yerine kullanılacak besinleri öğrendim ve bu şekilde krepler, pankekler, muffinler yapmaya başladım. Yeşil elma ve armut dışında tüm meyvelere alerjisi olduğundan kek ve krepleri bu meyvelerle tatlandırdım. Pirinç ve yulaf sütü kullanarak meyveli dondurma bile yaptım. Bu tarifler sayesinde hem kızımın ek gıda serüveni sekteye uğramamış oldu hem de ben emzirmeye devam ettiğimden özlemini çektiğim besinleri bu şekilde tüketebildim.

Ek gıda süreci arada alerjik tepkiler nedeniyle sekteye uğrasa da Zeynep’in alerjik tepki vermediği sınırlı gıdalarla çeşitli tarifler oluşturup süreci devam ettirmeyi başardık. Üç ayda bir süt denemesi yapıp, durumunu gözlemlemeye de devam ettik. Maalesef süt ürünleri denemelerinin hiçbiri başarıyla sonuçlanmadı. Sütü yanağına değdirmek bile kızarmasına sebep oluyordu. Zeynep sekiz aylık olduğunda hayli azalan sütüm bir anda kesildi. Tüm çabalarım sonuçsuz kaldı. Sonraki süreci sadece mamayla devam ettik.

Bir yaşını geçtikten sonra blw yönteminin meyvelerini toplamaya başladık. Artık kızım tam bir gurme olmuştu. Ona sunulan yiyeceği önce gözlemleyip, sonra dokunup en son tadına bakarak test ediyordu. Ağzına aldığı her lokmayı tadına vararak çiğniyor ve yutuyordu. Bizimle beraber aynı sofrada oturup bizim yediğimiz aynı yiyeceklerden yiyordu. Alerjide de yol almaya başlamış ve beslenmesine yeni gıdaları da eklemiştik. Artık salçaya tepki vermiyordu. Yemekleri kaşık ve çatalla yemek için denemeler yapıyordu. Ondört aylık olduğunda artık çorbayı dökmeden kaşıkla içmeyi öğrenmişti. Çatalı ise kaşığa göre daha ustalıkla kullanıyordu.

Ek gıda süreci alerjik tepkiler, diş çıkartma dönemleri ve atak haftaları nedeniyle sık sık sekteye uğruyordu. Uykusunu almadan uyanması da o günkü tüm yeme sürecini etkiliyordu. Bu dönemlerde Zeynep’e çeşitli yemekler sunup hiç zorlamadan yemesini bekliyordum. Yemediğinde ise yine tepki vermeden masadan kaldırıp sonraki öğüne kadar bekletiyordum.

Her ne kadar evde baş başayken blw yapmak kolay olsa da dışarıda aynı kolaylığı yaşayamıyordum. Çevreyle yaşadığım en büyük sorun; alerjiyle ilgili bilgi sahibi olan kesimin çok az olmasıydı. Markette, manavda herkes kızıma bir şeyler sunuyor ben ise sürekli kendimi karşı tarafa alerjiden bahsederken buluyordum. İkramı geri çevirmenin sıkıntısını yaşayıp bunu da karşı tarafa incitmeden açıklamaya çalıştıkça sonu gelmeyen sorularla da muhatap oluyordum. Neye alerjisi olduğu, neden olduğu, ne yedirdiğim, nasıl yediği, ne zamana kadar süreceği sorularına bir bir cevap veriyordum. Konuşma “olsun,sen az az yedir. Böyle böyle alışacak.” Tavsiyesi ile sona eriyordu. Aynı sıkıntı misafirlikte ve bayramlarda da tekrar ediyordu.

Eğer bir alerjik bebek ebeveyni iseniz, bir yandan hem kendi beslenmenizde hem de bebeğinizin beslenmesinde tüm alerji yapma riski olan gıdalara temkinli yaklaşıp diğer yandan her an tetikte olup sizin dışınızda birileri tarafından bebeğinize alerjik gıda verilmesin diye gözünüzü dört açarak, tüm bunları yaparken de sabırla herkese alerjiyi ve etkilerini anlatma durumunda kalabilirsiniz. Ben bunları ve daha fazlasını yaşayarak ek gıdanın dikenli yollarında ilerlemeye çalışıyordum. Küçük başarılar bile benim için büyük sevinç kaynağı oluyordu. Kızımın sabah uyandığında mutfağa koşup mama diye seslenmesi, ona sunduğum her besini tatması ve damak tadının oluşması zevkle izlediğim anlar içerisindeydi. Blw’de ki becerilerinin etkinliklere de yansıması bonustu. Küçük kas becerisi daha iyi gelişip bunu etkinliklerde de başarıyla kullanmaya başlamıştı. Aynı zamanda yerde gördüğü küçük nesneleri önce diline değdirip, yenebilecek bir şey olup olmadığını kontrol ettiğinden boğulma riski de ortadan kalkmıştı. Tabi aynı yöntemle bulaşık deterjanın da tadına bakması benim için korkutucu olmuştu.

BLW maceramız kızımın bizimle aynı masada, sandalyede oturarak, bizimle aynı yemeği çatal ve kaşığı kullanarak yemesiyle devam ediyor. Acıktığında elimden tutup beni mutfağa götürüyor. Çekmeceden kaşığını ve çatalını alıp sandalyede oturarak yemeğini ona sunmamı bekliyor. Ara öğünler de istediği meyveyi alıp bana getirerek soymamı istiyor. Yemek bittikten sonra banyoya gidip ellerini yıkamam için bekliyor. Oturmaya gittiğimizde kızım istediği yiyeceklerden karnını doyururken, ben sohbetimi yapıp sıcak çayımı yudumluyorum. Alerjik tepkileri azaldığından gece uykuları daha düzenli hale geldi. Başlangıçta blw yorucu olsa da artık çok büyük kolaylık haline geldi. Bu nedenle iyi ki bu grupta yer almış ve iyi ki blw yöntemiyle kızımı ek gıdaya geçirmişim dediğim günleri yaşıyorum. Her annenin aynı duyguları yaşaması dileğiyle…

Yazıyı paylaşmak için;