Beslenme ve Demir

BESLENMEDE DEMİR

Dünya Sağlık Örgütü (DSO) verilerine göre anemi özellikle gebelerde ve çocuklarda yaygın bir halk sağlığı sorunudur. Dünyada 818 milyon kadın ve küçük çocuğun kötü beslenmeye bağlı anemik olduğu bilinmektedir.

Aneminin çok çeşitli nedenleri olmakla birlikte nutrisyonel demir eksikliği, en önemli nedenidir. Çocuklardaki hızlı büyüme, gebelikte artan demir gereksinimi ve mensuraysan demir eksikliğini ortaya çıkaran durumlardır. Demir eksikliği ve demir eksikliği anemisi büyümenin hızlandığı dönemlerde daha sık görülür. Demir eksikliği tüm yaş gruplarında özellikle de 6-24 aylar arasındaki çocuklarda en sık rastlanan beslenme sorunudur.

Demirin, insan organizmasında yaygın olarak kullanılması nedeni ile eksiklik durumlarında tüm sistemler etkilenir ve pek çok sistemik belirti ve bulgu ortaya cıkabilir2. Demir eksikliği anemisi çocukların bilişsel gelişimlerini, büyümelerini olumsuz etkiler. Demir eksikliği anemisi gelişen çocuklar uygun şekilde tedavi edilseler bile 5-10 yıl sonra zekâ katsayıları hiç anemi gelişmemiş çocuklardan daha düşük olduğu bilinmektedir. Bu nedenlerle demir eksikliği anemisinin önlenmesi, tedavisinden daha önemlidir.

Çocuklar tamamlayıcı beslenmeye geçene kadar normal koşullarda ek bir demir desteğine gereksinim duymazlar. Özellikle 0-2 yaş arasındaki bebeklerin inek sütü tüketimlerinin fazla olması ve tamamlayıcı besinlere başlama döneminde demirden zengin yumurta, et, pekmez ve kuru baklagillerin geç başlanması veya hiç verilmemesi demir eksikliğine neden olmaktadır.

Beslenmedeki demir iki şekilde bulunur:

1-Non-hem demiri (inorganik demir): Diyetteki demirin %90’ı non-hem demiri şeklindedir. Et dışındaki besin maddelerinde bulunur ve emilimi azdır.

2-Hem demiri (organik demir): Diyetteki demirin %10’u hem demiri şeklindedir. Et ve et ürünlerinde bulunur. Hem yapısında bulunan demirin %30’u emilebilir.
İnek sütü içinde bulunan demirin yaklaşık %10’u, anne sütündeki demirin ise %50’si emilebilmektedir. Anne sütündeki demir miktar olarak az orsada biyoyararlılığı yüksek olduğundan zamanında normal doğum ağırlığıyla doğan ve ilk altı ay sadece anne sütüyle beslenen bebeklerde demir eksikliğinin gelişmesi beklenmez. Anne sütü ile birlikte verilen ek besinler anne sütü içindeki demirin emilimini azaltır. Anne sütü ile beslenen bebeklere ek besin başlanacak olursa, anne sütü ve ek besinler ayrı öğünler şeklinde verilmelidir.

Proteinden zengin besinler özellikle dana eti, koyun eti ve tavuk eti hem demirinden zengin besinlerdir. Etlerden başka iyi pişmiş olan kuru baklagiller, soya fasulyesi, yumurta, kuru meyveler (özellikle kuru uzum, kuru kayısı), pekmez, yeşil sebzeler (ıspanak), fındık, fıstık, susam, tahin ibi yiyecekler demirden zengindir.

Bazı besinler ise demir içermezler, fakat demir emilimini arttırırlar. Bu besinlere örnek; askorbik asit içeriği yüksek olan meyve sularıdır. C vitamini demir emilimini artırdığı için demirden zengin olan besinlerle C vitamini birlikte tüketilmelidir. Yumurtanın portakal suyu veya domatesle birlikte tüketilmesi, köftenin salata ile tüketilmesi örnek olarak verilebilir.

Bazı fermente besinler, diyetteki fitat miktarını azalttığı için demir emilimini arttırır. Örneğin mayalı ekmek demirin emilimini artırdığı için tüketilmelidir. Mayasız ekmek olarak bilinen yufka veya lavaş ekmeği demir emilimini azaltır. Lahana turşusu ve soya fasulyesinden yapılan fermente ürünler de demir emilimini arttırır.

Besinlerde az olarak bulunsa bile fitatlar demirin emilimini etkilemektedir. Besinde 50mg fitat bulunması emilimi yaklaşık olarak %70 engellemektedir. Kepekli tahıllar, tahıllar, unlar, çerezler ve iyi pişirilmemiş kuru baklagiller fitat kaynaklarıdır.

Hem olmayan demir içeren besinle birlikte sut, sut ürünleri veya kalsiyum tuzu alımı emilimi azaltmaktadır. Kalsiyum ve fosfor yemekle birlikte alındığında hem olmayan demirin milimi azalmaktadır. Bu durum özellikle gebeler ve çocuklar için önemlidir.
.
Bu bilgiler ışığında alınabilecek basit ama etkili önlemler şunlardır:

• Doğumdan itibaren bebekler ilk altı ay sadece anne sütü ile beslenmelidirler.

• Tamamlayıcı beslenmede ek besinler anne sütünden ayrı öğünlerde verilmelidir.

• İnek sütü bir yaş altında kullanılmamalıdır.

• Anne sütü yerine mama kullanılacak ise demirden zenginleştirilmiş mamaların kullanılmasının demir eksikliğini önleyici en önemli etken olacağı unutulmamalıdır. Demirle zenginleştirilmiş mamalarda bulunması gereken demir miktarı yaklaşık 12 mg/L’dır.

• Diyette ana protein kaynağı olarak et, tavuk eti, balık eti veya sakatat bulunmalı ve erken
• aylarda bu gıdalara başlanmalıdır. Diyetteki hem demir oranının arttırılması önemlidir.

• Hayvansal ve bitkisel kaynaklı normal bir beslenmeyle alınan demirin % 10’ u emilebilmektedir. Et ve benzeri yiyeceklerin satın alınamadığı zaman yumurta, kuru baklagiller, kuru meyveler, pekmez, tahin ve yeşil sebzeler daha çok diyette yer almalıdır. Ağırlıklı olarak hayvansal kaynaklı besinler tüketildiğinde günlük alınan demirin %15-30’u emilebilmektedir. Ülkemizde demir yetmezliği anemisinin çok fazla görülmesinin nedenlerinin başında et tüketiminin az olması ve ete alternatif olan yiyeceklerin tüketilmemesi gelmektedir.

• Mayalı ekmek tüketimi demirin emilimini artırdığı için tüketilmelidir. Mayasız ekmek olarak bilinen yufka veya lavaş ekmeği demir emilimini azaltır. Ayrıca kuru baklagillerin iyi pişirilmemesi ve kepekli ekmeğin veya esmer undan yapılan koy ekmeğinin tüketimi de demirin yeterli bir şekilde emilememesini sağlar.

• Yemekle birlikte veya hemen sonrasında cay tüketilmemelidir.

• Her öğüne bir askorbik asit kaynağı eklenmelidir (örneğin portakal suyu, yumru bitkiler, beyaz
• lahana, havuç, karnabahar).

• Sut ve sut ürünleri öğünler yerine öğün aralarında tüketilmelidir.

• Alüminyum, paslanmaz çelik ve teneke de demir emilimini azaltır. Konserve kutusu açıldıktan sonra beklerken besin içinde teneke miktarı arttığından demir emilimi azalmaktadır.

Kaynak: Çocuklarda demir eksikliği anemisini önleme yaklaşımları, Hacettepe Üniversitesi Tıp Fakültesi Pediatri Profesörü Kadriye Yurdakok, Pediatri Uzmanı Osman Tolga İnce, Çocuk Sağlığı ve Hastalıkları Dergisi 2009; 52: 224-231

Yazıyı paylaşmak için;