Hayaller

“Bebeğim 6 aylık oldu, oh maşallah tosun gibi kuzucuğum. Bugün ek gıdaya başlıyoruz. Semt pazarında taze taze, organik, misler gibi mevsim sebzelerimi bulup aldım. Tam bebeğimin ayına uygun bir tanesini seçip elleriyle kavrayacağı boyutta doğradım. Bugün de ne kadar yetenekliyim, maşallah bana. Gece 12 saat gündüz 3 saat aralıksız uyuyan evladım var benim be heheyt! Daha ilk girdiğim mağazada karşıma çıkan buharda pişiricime koydum sebzelerimi. Ben diyeyim 3, siz deyin 5 dakikada mükemmel kıvamda pişirdim, hem de ilk seferde. Bugün ne kadar mükemmel olduğumu daha önce söylemiş miydim? Bebeğimi mama sandalyesine oturttum, parmak gıdalarını önüne koydum, daha ilk gıdada yakaladığı gibi ağzına götürdü, hay maşallah hepsini de yedi bitirdi. Sonra bir tane daha, bir tane daha, bir tane daha… Öyle de güzel yedi ki ellerini silip kaldırdım masadan. Sonra beni de bir güzel emdi. Ne sütüm azaldı, ne gıdası eksildi. Kakasını da yediği her şeyi sindirmiş gibi yaptı. Bir anne evladından daha ne ister ki, ne kadar da mükemmeliz!…”

Hayatlar
Bebeğim 6 aylık oldu ama bu 6 ay nasıl oldu? Ne gecem var ne gündüzüm. Uyku desen uyku değil, meme desen vermesem ağlıyor verince kavga ediyor. Nerede o hayalini kurduğum sütünü içip uyuyan bebek. Ebe de/doktor da bu ay az kilo almış, ek gıdaya mı başlasak dedi de annesini/babasını/anneannesini/babaannesini zorla ikna edebildim. Zaten pazara da gittim bu ayda verebileceğim doğru dürüst bir şey bulamadım. Neredeydi acaba benim “Hangi Ayda Ne Yenir?” tablom? Acaba buharda pişirici yerine tencereye delikli tel süzgeç oturtsam nasıl olur? Bu kez öyle yapayım da ilk fırsatta bir aparat edineyim kendime . Kaç dakikada pişer ki bu sebze? Ne zormuş buharda sebze pişirmek, ama vitaminini kaçırmamak! Geçen sefer tencerenin kapağını da kapatmayı unutmuşum zaten, bekle babam bekle haşlanmadı ya. Ne dalga geçti bizimkiler, buharda sebze için önce buhar lazım diyerek. Neyse şükür parmağımın arasına alınca ezildi ama dağılmadı. Dur kaç dakika piştiğini kenara not alayım da bari bir dahakine başında nöbet tutmak zorunda kalmam. Oh fındığım da uyandı, masasına oturtayım. Yine mi çocuğum yaaaa, niye masaya oturur oturmaz ağlamaya başlıyorsun ki? Acaba çok mu acıktın? Doğru ya ne çok aç, ne çok tok.

Hadi bakalım ilk ek gıdamız geliyooooor! Eee yere attı bunu, ikinciyi vereyim bari. Haydaaa bunu da sadece elinde eviriyor çeviriyor, parçalayıp attı bu kez de iyi mi! Allah’ın hakkı üç demişler, süpeeeer ağzına götürdüüüüü, yaladıııı, eee yine bıraktı elinden. Hah bir kere daha götürüyor ağzına, hafif somurdu ama yemek sayılır mı ki bu? Niye hapur şupur yemedi ki? Ben onu bulup, doğrayıp haşlayana kadar neler çektim halbuki. Kaç tanesini bu elinden kalın, bu ince, bu kısa, bu uzun diyerek attım!

Sevgili ebeveyn yukarıda gördüğün iki sahne de içimizden. Her ikisi de olağan. Hatta ikincisi daha olağan. Yaşadığın ikinciye daha yakınsa sakın ola ki endişelenme. İnan ek gıdaya başlayan bebeklerin aileleri çoğunlukla seninle aynı beklentilerle başlayıp aynı hüsranı yaşıyor. Ancak bunu da sakın bir yenilgi olarak sayıp yolundan dönme. Çünkü birincinin gerçek olması, bebeğinin önüne koyulanı seçmeden ya da az seçerek yemesi hayal değil, sadece karşılıklı zamana ihtiyacınız var. Daha yolun başında(sınız). Bu yolu başarıyla atlatabilmenin yolu sabır ve tutarlılıktan geçiyor. Sakin ol ve elindeki kaşığı/aklındaki yöntemi bir kenara bırak. Unutma “Fırsat verirsen yapabilir”

Kevser Şimşek YILMAZ

Yorum bırak

Mail adresin paylaşılmayacak