Öğrenme nedir ve nasıl meydana gelir?

Bugün sizlerle biraz daha teknik bir konudan bahsetmek istiyoruz. Öğrenmenin kendisinden. Bu temel noktayı anlamanın çocuklarımızın ek gıdaya geçişi dahil hayatının her alanında ona vereceğimiz desteği güçlendireceğine yürekten inanıyoruz.

Öğrenme dediğimiz şey basit mantıkla aslında beynin istendik davranışı hafızaya alıp ihtiyaç duyduğunuz her seferinde geri çağırabilmesidir. Adınız her sorulduğunda cevap vermeniz, sabahları banyoya gittiğinizde elinizi-yüzünüzü yıkamanız, ayakkabılarınızı bağlamanız bunlara örnek olarak gösterilebilir.

Peki insan nasıl öğrenir?

İnsan hafızası üç katmanlı olarak çalışır: Duyusal, kısa süreli ve uzun süreli. Duyusal bellek/hafıza içinde olduğunuz anda etrafınızda olan farkında olduğunuz/olmadığınız her şeyi kapsar. Örneğin siz bu satırları okurken dışarıdan gelen seyyar satıcı sesi, ocakta pişen yemeğin kokusu vb. kısa süreli hafıza odaklanmak suretiyle zihnimize aldığımız bilgilerdir. Tanıştığınız birinin adı, konuştuklarınız, üzerindeki kıyafetin markası vs. dikkatinizi çektiyse kısa süreli belleğinize aktarılabilir. Bunun da süresi aslında birkaç saniye ile birkaç dakika arasında değişir. Ancak bizim anılarımızı ve asıl dünyamızı oluşturan şey uzun süreli hafızadır. Öğrenme dediğimiz bilinçli etkinlik de işte bu hafızada gerçekleşir.

Bu uzun süreli hafızayı temelde oluşturan şey aslında beynimizde bulunan hipocampus ve amigdala organlarımızın ürettikleri proteinler sayesinde gerçekleşir. Bilimsel çalışmalar gösteriyor ki bu proteinlerin oluşmasında iki temel kaynak bulunuyor: Birincisi duygular. Yani bir bilgi sizde ne kadar duygu uyandırabilirse o kadar kalıcı olur. İkincisi ise tekrar sayısı. Yani bir bilginin kalıcı olarak uzun süreli belleğinize transferi ihtiyacınız olan tekrar sayısıyla eşdeğer. Ancak bu tekrar sayısı kişiler arasında eşit miktarda değil. Çünkü her insanın karşılaştığı durumlar ve kurduğu sinaptik bağlar aynı noktalarda ve eşit sayıda da değil. Yani aslında temelde zeka türleri dediğimiz şey de daha zayıf bir argüman.

Buraya kadar bu sayfanın amacından bağımsız bir sürü teknik bilgi verdik değil mi? Aslında değil!

Şöyle ki ek gıdaya geçişte bizler bebeklerimizden her şeyin bir anda olmasını, en mükemmel olmasını, bir günde havucu kavrayıp ertesi gün tabak tabak fasulye yemesini bekliyoruz. 24 ay dolunca hemen anne sütünü bırakmasını, tuvaletle tanıştırdığımız gün ise “Anneciğim/babacığım tuvaletim geldi, ama siz girmeyin ben kendi kendime yapacağım” demesini bekliyoruz. Ancak aslında yapmamız gereken onlara ihtiyaç duydukları miktarda tekrar sayısı sağlamak.

Bebeklere, çocuklara, bir bireye imkan verdiğimizde ve yeterli miktarda tekrar ettiklerinde o protein üretiliyor ve edinilen bilgiyi kalıcı hafızaya almış oluyorlar. Tam da bu nedenle bugün hiçbirimiz çatal kaşık kullanmakta sorun yaşamıyoruz ya da yine bu yüzden gömleğimizin düğmelerini tek seferde ilikleyebiliyor, hangi ayağımıza hangi ayakkabıyı giyeceğimizden şüphe etmeden giyiniyoruz.

O halde ne yapmak gerekli?

Bebeğimiz besinsiz kalacak diye korkmadan (çünkü aslında hayatının ilk 12 ayında ana gıda anne sütü, yokluğunda ise formül mama olmalıdır) ona yeterince tekrar edip hafızaya o bilgiyi alması için fırsat tanımalıyız. Bunu hem tadım günlerinde üst üste aynı besini sunarak hem de düzenli olarak aynı işi yapmasını sağlayarak başarabiliriz. Yine aynı noktadan hareketle eğer BLW’ye sonradan başladıysak bebeğimizin bir anda kaşık alışkanlığını veya sıvı beslenmeyi bırakmasını beklemeyip yeterince zaman ve tekrar imkanı tanıyarak bu yeni bilgiye alışmasını sağlamalıyız.

En başından beri söylediğimiz şeyleri bu kez, bir de beyinle, öğrenmeyle bağdaştırarak anlatmak istedik: Unutmayın fırsat verirseniz yapabilirler!

Karaçay,B. (2010). Beyin, Hafıza ve Hafızanın Genleri. Bilim Teknik Dergisi Ağustos, İstanbul.

Yorum bırak

Mail adresin paylaşılmayacak