Günlük işlerin çoğunu makinelerin yaptığı, bireysel öğrenmenin kitlesel öğrenmenin önüne geçmeye başladığı ve bilginin her an ve her şekilde ulaşılabilir olduğu 21. yy’da ebeveynlik öncelikleri de zamanaın ruhuna ayak uydurmuş durumda.

Çocuk eğitiminde cinsiyet rollerinin daha keskin olduğu geleneksel ebeveynlikte kızlar için en önemli unsur “ Yaptığın banaysa, öğrendiğin sana” prensibiyle ev işlerinde uzmanlaşmak iken, erkek çocuklar için “ Sanat,altın bileziktir” şekliyle okul eğitimin yanısıra mutlaka bir el becerisi edinmesi olarak karşımıza çıkmaktaydı.

Bilginin bile hızla eskidiği ve her an öğrenilmesi gereken yeni şeyleri ortaya çıktığı modern hayatta ise ebeveynlerin en büyük önceliği artık çocuklarının iyi bir eğitim alması ve zekasını en iyi şekilde ortaya koyabilmesi.

Geleneksel ve modernin iç içe geçtiği her dönemde olduğu gibi, günümüzde de bu durumun abartılıp çocukların aileleriyle zaman geçiremeyecek kadar bir kurstan diğerine koşturuldu da bir gerçek. Ancak neyseki, durumun vehametinin farkında olan uzmanlar ve kıvrak zekalarıyla kişilere mizah yoluyla ayna tutan fenomenler sayesinde bu konuda da dengeyi korumanın önemine yeterince dikkat çekiliyor.

Eğitim ortamları bunca önem kazanmışken ülkemizde temel eğitim sisteminin hala olması gereken düzeyde çağa ayak uyduramamış olması ise en büyük sorunumuz olarak karşımızda duruyor. Çocukların zeka kapasitesinin büyük ölçüde matematiksel ve sözel zeka alanlarında gösterdikleri başarılar ile ölçülmesi ve eğitim ortamlarının da buna göre düzenlenmesi birçok çocuğun potansiyelini gerçekleştirmeden “başarısız”  olarak teşhis edilmesine yol açıyor.

Halbuki Harward Üniversitesi psikoloji profesörü Howard Gardner 1983 yılında ortaya attığı Çoklu Zeka Kuramıyla ( Multiple İntelligence Theory), zekanın 8 farklı alanda değerlendirilmesi gerektiği ve kişinin ağırlıklı aktif olan zeka alanlarına göre eğitilmesinin potansiyelini en iyi şekilde ortaya çıkarmasında önemli olduğunu savunmuştur.

“Gardner, geleneksel zekâ yaklaşımının öğrenciyi ortak bir ölçüte göre değerlendirmede yarattığı kolaylık açısından avantajlı olduğunu ancak öğrencinin güçlü ve zayıf noktalarını keşfetmede yararlı olmadığını belirtmektedir. Zekânın, bir birinden bağımsız olarak işleyen, sekiz bileşeni olduğunu ileri sürmekte ve bir etkinliğin aslında birkaç zekâ bileşeninin birlikte çalışması olduğunu belirtmektedir. Gardner (1993)”

Bu teorisiyle birbirinden belli başlı farkları olsa da her insanda birden fazla zeka türünün bulunabileceğini ve bu alanların iyi bir eğitimle geliştirebileceğini savunan Gardner zeka türlerini ise şu şekilde sıralar:

  1. Uzamsal Zekâ
  2. Kinestetik Zekâ
  3. Müziksel Zekâ
  4. Sözel Zekâ
  5. İçsel Zekâ
  6. Sosyal Zekâ
  7. Matematiksel Zekâ
  8. Doğasal Zekâ
  9. Varoluşsal Zekâ (9.su olabileceğine inanılan zekâ türü)

Empirik kanıtlar öne sürmediği için bazı eleştirilere maruz kalsa da bu kuram; her bireyin kendi ilgi alanı ve öğrenme tarzına göre eğitilmesi ve değerlendirilmesinin önemine vurgu yapması açısından çok önemlidir.

Peki çocuklarımızın hangi zeka alanlarında daha başarılı olduğunu ve hangi yönlerinin geliştirilmesi gerektiğini ne zaman anlarız?

Bazı uzmanlara göre 7-11 yaş arasında bu şekilde bir eğitim yaklaşımı çocuklar için eğitimi eğlenceli ve etkili hale getirebilir. Ancak öğrenme ve merak duygusunun en yoğun olduğu 4-7 yaş arasında da çocuklara sunulacak farklı öğrenme ortamlarıyla hangi alanlara daha ilgili ve daha mutlu oldukları da gözlemlenebilir.

Şimdilik çocukların öğrenme ortamlarına etkilerini ele aldığımız bu zeka alanlarının hangi konularda daha aktif olduğu ve nasıl gözlemlendiğiyle ilgili bilgileri ise  ilerleyen yazılarımızda bulabileceksiniz.

Zeynep ERİŞEN ŞAKAR

Yorum bırak

Mail adresin paylaşılmayacak