Son dönemlerde sıkça duyduğumuz bir madde var: Nişasta Bazlı Şeker.

Şeker pancarı veya kamışından üretilmiş olsa bile rafine şekerin vücudumuz için ne kadar gereksiz ve hatta ağır bir yük olduğunu sıkça dile getiriyoruz. Öyle ki BLW ile doğrudan ilişkili olmadığı halde içinde şeker olan yiyeceklerin çocuklardan uzak tutulması gerektiğini her fırsatta belirtiyoruz.

Şimdi bir de bu şekerin, doğal şeker meyvesinden değil de endüstriyel gıda sanayisinde pek çok şekilde kullanılan ve genetiğiyle en çok oynanan mısırdan elde edildiğini düşünün. Üstelik öz haliyle de değil. Daha yaygın ve pratik bir kullanım için sıvı hale getirilip, pek çok işlemden geçirilerek daha tatlı , daha ucuz ve raf ömrünü arttırıcı bir maddeye dönüştürülerek…

Bizim için işlenmiş ve zararlı bir forma dönüşen bu ürün bu haliyle insan sağlığını umursamayan üreticiler için ise artık bulunmaz bir nimet.

Ama ya etkileri?

Diyabetten obeziteye, karaciğer yağlanmasından insülin direncine…Alzheimer ve en kötüsü kansere varan ve hayatı zindana çeviren birbirinden ağır hastalıklar…

Peki, yetişkinlerde bile tolere edilmesi çok zor olan ( kaldı ki tolere edilebileceği düşünülen oranların denetimi de şüpheli) bu maddenin en çok çocukların sevdiği ve tükettiği ürünlerde kullanılmasına ne demeli? Üstelik ilk 1000 gün yani 0-3 yaş dönemindeki beslenmenin yaşamın temellerini oluşturduğu gerçeği karşımızda dururken…

Bisküviler, gofretler, dondurmalar, meyveli yoğurtlar ve daha pek çok abur cubur dediğimiz yiyeceğin içinde bu maddeden var. Çocuklarımızı bu yiyeceklerden uzak tutarak bu maddenin doğrudan vücutlarınaa alımına engel olabiliriz ancak NŞB sadece tatlı gıdalarda değil, raf ömrünü uzattığı için turşular, soslar, hazır çorbalar ve daha aklınıza gelmeyecek pek çok ürünün içinde de kullanılabiliyor.

Bu ve daha pek çok koruyucu ve katkı maddesi hayatımızı kuşatmış gibi görünse de aslında tüketici olarak bize sunulan ürünlere yön veren de yine bizleriz.

Almayı düşündüğümüz ürünün önce etiketine bakmayı alışkanlık haline getirdiğimizde aslında gıda olarak sunulan pek çok şeyin içinde yiyilebilir ne kadar az şey olduğunu kolaylıkla görebilir ve temiz gıdaya olan talebi arttırarak bunu yaygınlaştırabiliriz.

Ucuz mal alacak kadar zengin değilim” sözünü hepimiz biliriz. Peki ya hayatımızın ucuz gıda tüketecek kadar değersiz olup olmadığını düşünmenin vakti gelmedi mi?

Zeynep ERİŞEN ŞAKAR

 

 

Yorum bırak

Mail adresin paylaşılmayacak