Merhaba Gonca Hanım. Sizinle Özel Şemikler Anaokulunda kızım için konuşma fırsatı bulduğumda çalışmalarımızdan bahsetmiştim. Şefkatli ebeveynlik, güvenli bağlanma ile başlayan sohbetimizin Bebek Liderliğinde Beslenme (BLW) ile de aslında nasıl örtüştüğünü uzman görüşü olarak sizin de belirtmeniz üzerine, yapmış olduğumuz çalışmalara, önemli katkılar sağlayacağınızı düşünüp bu röportajı gerçekleştirme kararı aldım. Kabul ettiğiniz için öncelikle çok teşekkür ederim. Bu röportajda sizinle kreş/anaokulu süreci üzerinde konuşmak istiyorum.

  • Öncelikle sizi tanıyalım.

Ben Gonca Cihan. Kıbrıs Girne Amerikan Üniversitesi psikoloji bölümünden mezunum. Çocuk değerlendirme testleri, iletişim beden dili ve diksiyon, çocuk ve ergenler için bilişsel davranışçı terapi ve oyun terapisi, transaksiyonel analiz temel seviye eğitimlerimi tamamlamış transaksiyonel alanda ileri seviye eğitimime devam etmekte ve çocuk ergen alanında aktif olarak Karşıyaka’da Zen Rehberlik ve Danışmanlık merkezinde danışan görmekteyim.

  • Hepimiz bir zamanlar çocuktuk fakat o dünyaya yeniden girmek her nedense hep zor olmuştur. Sizi bu dünyaya girmeye iten ve bu konuda uzmanlaşma yoluna götüren duygu neydi? 

Çocuklar bu dünyayı yetişkinlerden farkı olarak tanımlamakta ve keşfetme konusunda ustalardır. Bu keşfe ortak olmak çok keyifli bir süreçtir. Çocukluk döneminin kıymetli evrelerini çözümlemek ve bu döneme çocuklarla eşlik etmek, onları tanımak önemlidir. Beni bu döneme özellikle götürende tabii ki bu keşfe ortak olma isteği oldu.

  • Çalışmalarınız arasında yoğun bir kreş/anaokulu programı görüyorum. Bu sayede 3-6 yaş çocuk grubunu çok iyi gözlemleme şansı elde ediyorsunuz. O halde ilk önemli sorumuzu sormak istiyorum; okul öncesi eğitime başlayan bir çocuk için belirli bir yaş kriteri var mıdır? 

Çocukların akran ilişkilerinin en açığa çıktığı alan sosyal iletişimde oldukları alanlardır. Bu alanlarda çocukların içsel devinimlerinin yansımalarını görmek mümkün. Okul öncesi dönem için ideal yaşın 3 yaş dönemi olduğunu düşünmekteyim. Tabii ki 30 aylık dönemde de çocuğun sosyalleşmesi önemlidir ancak okula başlama serüveni her çocuk için farklılık göstermektedir. Kesin kabul edilen bir yaş olmasa da 30-36 ay arası uygun olabilmektedir. Okul öncesi için ailenin de önemli bir adım olduğunu hatırlatmak isterim.

  • Anaokulu veya kreşler, toplumumuzda genellikle ebeveynleri çalışan, bakacak bir yakını olmayan çocukların gitmek zorunda olduğu yuvalar olarak görülüyor. Siz bu konuda ne düşünüyorsunuz? 

Okul öncesi dönemde öncelikle dönem özelliklerinin bilinmesi, her çocuğun ayrı değerlendirilmesi gerektiği, çocukların mizaçları nasıl farklılık gösteriyorsa becerilerinin de farklı olduğunun atlanmaması bu hususta önemlidir. Evet; bazen ebeveynler okul öncesi dönemi bu şekilde değerlendirmekte ancak bu değerlendirme esnasında çocuklarına katacakları özellikle sosyal duygusal kazanımları da yadsımamaları bir tavsiyemdir. Okul öncesi bir bakım alanından çok çocuğun ikinci dünyasıdır ve bu ikinci dünya en az ilk dünyası olan evi kadar kıymetlidir.

  • Bir çocuk, ebeveynlerinin ya da kendi isteği doğrultusunda kreş ya da anaokuluna başlatılacağı süreçte yapılması gereken hazırlıklar neler olmalıdır? Çocuk bu sürece duygusal olarak nasıl hazırlanmalıdır? 

Bu sürece aslında çocuktan çok ailenin özellikle bakım verenin hazırlanması önemli. Bakım verene  biraz iş düşmekte bu konuda. Az önce bahsettiğim gibi çocuk ilk dünyası olan evinden başka bir dünyayı keşfe hazırlanacaktır ve bu süreçte ebeveynlerin dinamikleri, davranışları hatta iletişimleri bile çocuğun süreci değerlendirmesinde etkilidir. Eğer ebeveyn hazırsa, çocuk da hazır olacaktır. Ancak yine belirtmekte fayda var; bu süreç aile dinamiklerine ve çocukların mizaç farklılıklarına göre değişkenlik göstermektedir. Bu konuda önemli olan çocukla kurulacak açık iletişimdir. Çocuğa nereye gideceği, orda kimlerin olacağı, neden gitmesi gerektiği ve ne zaman kim tarafından alınacağı net ve kısa cümlelerle anlatılmalıdır. Burada yine belirtmek isterim ebeveynin tutumu önemlidir çünkü çocuklar bu tutuma göre davranış gösterebilmektedir. Burada ebeveynler kendi okul öncesi deneyimlerinden de  bahsedebilirler, varsa fotoğraf göstermek de etkili olacaktır. Bu sürece daha kolay uyum göstermesi açısından çocuğa okula giderken giyeceği kıyafeti seçmesini, alışverişini birlikte yapmayı da teklif etmek işbirlikçi bir yaklaşım olacaktır.

Anaokuluna/Kreşe hazırlık sürecinde ebeveynler olarak çocuğumuza neleri söylemekten ve yapmaktan kaçınmalıyız listesi istesek sizden maddeleyebilir misiniz? 

Öncelikle çocukla açık ve samimi iletişimden kaçmamak gerekir. Birkaç madde ile sıralayacak olursak;

    • Okul hakkında olumsuz yorumlardan uzak durulması gerekmektedir.
    • Çocuğun okuldan kim tarafından alınacağı bilgisi net şekilde verilmelidir.
    • Öğretmenlerin çocuğa her konuda yardımcı olacağı söylenmelidir. Bu ortama güven duygusunun oluşması açısından önemlidir.
    • Okulda vedalaşırken ebeveyn duygusal duruşuna dikkat etmelidir çünkü eğer kendisi emin değilse çocuğuna da bu duyguyu geçirecek ve kaygılanmasına neden olacaktır.
    • Öğretmenle veya arkadaşı ile tehdit etme, sorun yaşandığında okula göndermeme ile tehdit etmekten uzak durulmalıdır.
    • Çocuğa zaman tanımalı hemen her şeyin olmasını beklememek gerekmektedir.
    • Bırakılıp gidileceği, terk edileceği hissine kapılmamalıdır. Seni almam gibi cümleler kullanılmamalıdır.

Çocuk okula başladığında, beraberinde de bir ağlama süreci başlıyor. Oryantasyon döneminde veli ile birlikte öğretmenlerin de tutumunun çok önemli olduğunu biliyoruz. Çocuğumuz kapıda ağlamaya başladığında elimiz ayağımız dolaşıyor, dilimiz ne söyleyeceğini bilemiyor. Hatta bazen dayanamayıp biz de ağlıyoruz.  Bu kritik anda çocuğumuza ne söylememizi ve ne yapmamızı önerirsiniz? Öğretmenin tutumu nasıl olmalı? 

Oryantasyon dönemi birçok ebeveyn için zorlu geçebiliyor. Burada yine öncelik olan açık iletişimdir. Bu kıymetli ve önemli bir konudur. Ebeveynler bazen çocukların anlamadıklarını düşünseler de yanılmalarına neden oluyor çünkü çocuk sizlerin sözlü iletişiminizi çok iyi anlayabildiği gibi sözsüz iletişiminiz olan beden dilini bile çözümleyebilmekte, stratejilerini ona göre belirlemektedir. O nedenle okula başlamadan önce hazırlık önem arz etmektedir. Ancak kimi zaman hazırlık süreci istendiği gibi gitmeyebilir. Ayrılık anı geldiğinde hazırladığınız senaryo değişebilir. Çocuklarda ebeveynlerin model olduğu unutulmadan sizin için zorlaşan sürecin çocuk için daha zor olduğunu ve duygularınızın geçirgen olduğunu tekrar belirtmek isterim. Göz seviyesinde kalınarak yapılan iletişim önemlidir. Bu aşamada duyguyu paylaşmak, onu anladığınızı ifade etmek, empati kurabilmek ve temasta bulunmak çocuğun rahatlamasını sağlayacaktır. Öğretmenlerde bu süreçte aynı şekilde tutum sergilemeli, sevgi dolu yaklaşmalı, yükselen gerilimi olabildiğince düşürmeye çalışmalıdır. Çocuğun ağlaması geçmiyorsa sarılmak teklif edilebilir. Merak etme ben yanındayım ve burada hep yanında olacağım mesajı sözlü ve bedensel verilmelidir.

  • Okula alıştırma süreci demişken, araştırmalarımız sonucunda karşımıza sıklıkla çıkan “Berlin Modeli” hakkındaki görüşleriniz nelerdir? 

Aşamalı yol kat etme açısından çocuk merkezli olarak bakarsak daha sevimli bir model olduğu görülmekte. Eğer ebeveyn çocuğunu değişen ortamlarda nasıl davrandığını gözlemlediyse, mizacını keşfedebildiyse bu model işe yarar hale gelecektir. Berlin modelinde amaç çocuğun ortama güven duymasını, kararını kendisinin verebilmesini sağlamak olabilir ancak model ne olursa olsun ebeveyn ve çocuk ilişkisini yadsımamak çok önemlidir.

Okula alışma süreci her çocukta değişkenlik gösteriyor. Bazı çocuklar ise okula gittikleri süre boyunca ağlayabiliyor, gitmek istemediklerini söyleyebiliyorlar. Çocuğun okul ile ilgili belirttiği şikayetler üzerinde dururken nelere dikkat etmeliyiz? Neleri sorgulamalıyız? Bu sorgulamaları hangi yolla yapmamızı önerirsiniz? 

Okul öncesi çocuğun işi ve dili oyundur. Bu evreden soru sormak her çocukta bilgi toplamak için yeterli olmayabilir. Evde kurulan sembolik oyunlar hem sürece hazırlıkta hem de süreç esnasında çocukla iletişimi daha aktif ve işbirlikçi hale getirecektir. “Bu yavru ayıcık…” diye başlatılan oyunda baş edilemeyen konuları sembolleştirmek iyi bir fikir olabilir. Bunun dışında çocuk eğer bilişsel açıdan akranlarından daha öndeyse sınıf içi etkinlikler gerçekten de sıkıcı geliyor olabilir. Kimi zaman sınır ve kural konusunda gelişmemiş çocuklarda da bu durumları görmekteyiz. Okulun kurallı yer oluşu hayat rolüne aykırı gelebilir ve uyumda sorun yaşayabilir. Gitmek istemediği söyleyen çocuklarda kararın ona ait olduğu hissini uyandıracak “bir kaç kere daha git, karar verelim” ya da “bunu sen söylemek ister misin?” gibi davranışçı modeller de iyi olabilir. Yine de ebeveynlerin bu zamanlarda sakin kalıp tutumlarında net ve kararlı olmaları gerekmektedir.

  • Peki genel olarak çocukların okulda yaşadıkları sorunlar sıklıkla neler oluyor? Velinin bu konuların çözümü için izlemesi gereken yol nedir? 

Aile dinamiklerinin önemli olduğunu tekrar vurgulamak isterim. Çocuğun evdeki rolü ve model aldığı yetişkin davranışları önemli. Bunu okulda akran ilişkisinde  görmek mümkün. Sınırlar ve kurallar çocuğa öğretilmediği zaman en yoğun problemler bu alanda yaşanıyor. Daha önce akran ilişkisi içinde bulunmayan çocukların bu süreçte zorlandıkları, problem çözme becerilerinin kazanamayan çocuklarda, becerilerinin yetişkin tarafından gerçekleştirilen çocukların kazanamadıkları becerilerden dolayı zorlanmalarında, özgüvende ve kaygı durumlarında da zorlanmalar görülmektedir. Bu da çocukların okul öncesi dönemde şikayetlerini duymamıza sebep olmaktadır. Yine de şikayet hangi konuda olursa olsun çocuğu dinlemek ve önemsenildiğini göstermek ve varsa onu duygusal anlamda rahatsız eden konular araştırılmalıdır.

  • Çocuğun şikayetlerinin çözümsüz olduğuna inandığımız noktada okul değişikliğine gitmek zorunda kalırsak şayet, bu süreci nasıl yönetmeliyiz? 

Bu konuda çocuğun problem çözmesini, baş edemediği durumda çözüm bulmasını bekleriz. Çocuğun hayatını yapılandırmak, ebeveynin çocuk yerine sorunlarının çözmesini istemesi olumlu bir kazanım değildir. Aksine çocuğun baş etme becerilerini kazanamamasına, kimi zaman suçluluk duygusuna, öz güven düşüklüğüne ve bazen de öz saygı düşüklüğüne sebep olabilir. Ebeveynler bu noktada farkında olmadan korumacı yaklaşımlarla çocuklarının hayat senaryolarını etkilemektedir. Buna en güzel örnek ayağını sehpaya çarpan çocuk ve sehpaya kızan ebeveyn modeli verilebilir. Çocuk burada çözüm bulmayı değil sehpayı suçlamayı belki de kendisini bile suçlamayı öğrenebilir. Bu nedenle eğer problem gerçekten çocuğa zarar verecek boyutta değilse okul değişikliği bir daha gözden geçirilmelidir ancak gereken durumlarda yapılması zorunluysa bunda açık iletişimle çocuğa onun yüzünden düşüncesine yol açmadan nedeni ile, amaca uygun, net ve açık şekilde anlatılmalı ve fikri önemsenmelidir.

Yanıtlarınız bizim için çok kıymetli. Vakit ayırıp bizimle paylaştığınız için çok teşekkür ederiz. Farklı konularda da görüşmek dileğiyle…

 Saniye AYRA

Yorum bırak

Mail adresin paylaşılmayacak